28 Mayıs 2011 Cumartesi

26 Mayıs 2011 Perşembe

Fransız İhtilali'nin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri

19. ve 20.yy Osmanlı Devleti'nin Fransız İhtilali Üzerindeki Etkileri
Link:İNDİR
Rar Key: odevaramak.blogspot.com

1 Haziran Çarşamba Zaman Denemesi Cevap Anahtarı

1 Haziran Çarşamba Zaman Denemesi Cevap Anahtarı  göremiyorsanız yorum atın düzeltelim

5. Sınıf Canlılar Alemi Likenler-Yosunlar-Eğrelti Otları Proje Ödevi

5. Sınıf Canlılar Alemi Likenler-Yosunlar-Eğrelti Otları Proje Ödevi

Link:İNDİR
RarKey:odevaramak.blogspot.com

Başarılar

Hücre Bölünmeleri Mayoz Bölünme Dönem Ödevi

Hücre Bölünmeleri Mayoz Bölünme Dönem Ödevi  için harika bir kaynak teşekkür etmeyi unutmayın kolay gelsin arkadaşlar

Link:İNDİR
Rar Key:odevaramak.blogspot.com

25 Mayıs 2011 Çarşamba

25 Mayıs Pi Analitik Denemesi Cevap Anahtarı

25 Mayıs Pi Analitik Denemesi Cevap Anahtarı ara
25 Mayıs Pi Analitik Denemesi Cevap Anahtarı bul
25 Mayıs Pi Analitik Denemesi Cevap Anahtarı indir

24 Mayıs 2011 Salı

Fizik Işık Teorileri Dönem Ödevi

Foton ışığın parçacık modeli için Einstein tarafından geliştirilen bir kavramdır. Einstein'e göre ışık durgun kütlesi sıfır olan enerji paketçikleri gibi davranan parçacıklardan oluşur. Bu parçacıklara foton adı verilmiştir. Fotonlar boşlukta ışık hızıyla hareket eden, hareket ederken tıpkı bir dalga gibi frekansı ve dalga boyu olan, ve bu frekansa göre enerji taşıyan parçacıklardır. Bir fotonun enerjisinin bulunabilmesi için fotonun frekansının yada dalgaboyunun bilinmesi gerekir. Frekansı f, dalgaboyu λ olan ışığın enerjisini E, hızını c, Plank sabitini h ile gösterirsek; aşağıdaki denklemler geçerli olur.

c=λ.f E=h.f=h.c/λ

Plank sabiti: h = 6,63.10-34 J.s dir. Burada plank sabiti joulexsaniye birimiyle ifade edilir. Yukarıdaki denklemde Enerjiyi (E) hesaplamak isterseniz, fotonun frekansını hertz (1/s) birimi cinsinden yazıp enerjiyi joule cinsinden bulursunuz. Fakat bulacağınız enerji çok küçük bir sayıyla ifade edilir. Çünkü joule birimi bir fotonun taşıyabileceği enerjiye göre çok büyük bir birimdir. Joule birimini başka enerji birimlerine çevirmek mümkündür. Fotonun taşıdığı enerji bulunurken genelde joule yerine elektronvolt (eV) enerji birimi kullanılır. (1 eV=1,6 .10-19 J). Bu çevirmeyi yapmak yerine Plank sabitini bu yeni birime göre yazabiliriz. Farklı bir birim ile Plank sabiti: h= 4,14.10-15 eV.s olur. Işığın dalga boyu kullanılırken metre birimi yerine, metrenin 10 milyarda biri olan angstrom (Å) birimi kullanılır.

E=hc/λ formülü dalga boyu bilinen bir fotonun enerjisini bulmak içindir. Bu formülde h ve c sabit sayılar olduğundan, h.c yerine h.c=12400 eV.Å değerini kullanabiliriz.


Soru:
Frekansı 6.1020 s-1 olan fotonun enerjisini eV ve joule cinsinden bulunuz.

Çözüm:
f=6.1020 s-1 verilmiş. E=? Enerji eV cinsinden sorulduğu için h= 4,14.10-15 eV.s değerini kullanmak bize eneriji eV cinsinden verektir.

E= h.f = 4,14.10-15 x 6.1020 =2,484.106 eV bulunur.

Enerjiyi joule cinsinden bulmak için h = 6,63.10-34 J.s değerini kullanmak gerekir.

E= h.f = h = 6,63.10-34 x 6.1020 =3,978.10-13 J bulunur.


Soru:
Dalga boyu 4000 Å olan fotonun enerjisi kaç eV tur?

Çözüm:
E=hc/λ = 12400/4000 = 3,1 eV

Populasyon ve Populasyon Genetiği

Populasyon ve Populasyon Genetiği

Populasyon ve Populasyon Genetiği
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Populasyon Nedir?
Popülasyon, her türlü canlı varlığın sayısal yoğunluk ve dağılımı. Sözcük dilimize Fransızcadan geçmiştir. Türkçe karşılığı nüfus olmasına rağmen biyoloji ve toplumbilim terimi olarak sıklıkla kullanılır.
Populasyon: Belirli bir bölgede yaşayan aynı türe ait bireyler topluluğudur.
Tür : Ortak bir atadan gelen çiftleştiklerinde verimli döller meydana getirebilen bireylerdir.
Komünite:Belirli bir bölgede yaşayan populasyonların tümüdür.
Ekosistem:Belirli bir bölgede bulunan canlı ve cansız varlıkların oluşturduğu yapıdır.
Ekoton:İki ekosistemin kesiştiği yerlerdir.Canlı çeşitliliği yüksektir.
Baskın Tür:Ekosistemde en fazla bulunan tür.
Süksesyon:Çevre koşulları ile baskın türün değişmesidir.

Populasyon Genetiği
Popülasyon genetiği, popülasyonlardaki fertlerin benzerlik ve farklılıklarının kaynaklarını araştıran bir genetik altdalıdır.
Dört ana madde üzerinden yola çıkarak araştırmalar yapar; doğal seçilim, gen havuzu, mutasyonlar ve gen devamlılığıdır.
Genetik, hasta kişinin kendisi kadar ailesi ve yakın akrabaları ile de ilgilenmesi yönünden tıptaki diğer disiplinlerden biraz farklılık göstermektedir. Medikal genetik, bir olguda doğru tanıya ulaşmakla kalmaz, aynı zamanda diğer aile üyelerinin genotipleini de belirlemeye ve hem hasta kişinin anne-babasındaki hem kardeşlerindeki hem de daha uzak akrabalarındaki tekrarlama risklerini değerlendirir. Ayrıca bu riskler sadece aile üyeleri ile direkt ilişkili olan kişilerin genotiplerinden değil, evlenerek bu aileye giren genel popülasyondaki kişilerin genotipleri ile de etkilendiğinden, genetik danışma işini yapan kişi, farklı popülasyonlardaki spesifik genotipleri de dikkate almak zorundadır. Bu nedenle hem doğru bir klinik tanıya ulaşmak hem de tekrarlama risklerini belirlemek için değişik etkenler birlikte incelenmelidir. Örneğin, incelenen olgu ve ailesinin kökeni, o popülasyondaki ilgili genin görülme olasılığı, aile öyküsünde akraba evliliğinin olup olmaması genetik danışma sırasında incelenmesi gereken özellikleriden bazılardır.
Popülasyon genetiği, toplumlarda genlerin dağılımını ve bu gen frekanslarının nasıl korunduğu ya da değiştiğini inceleyen bir bilim dalıdır. Popülasyon genetiğinde, toplumun gen havuzu incelenmekte olup bu incelemelerde toplumlardaki hastalıkların dağılımı ve sıklığını belirleyen çeşitli genetik ve çevresel faktörler arasındaki ilişkiyi değerlendiren epidemiyoloji kurallarından yararlanılır. O nedenle son zamanlarda 'genetik epidemiyoloji' diye ayrı bir bilim dalı da ortaya çıkmıştır.

Kolay Gelsin.
Kaynak msxlabs.org

23 Mayıs 2011 Pazartesi

1 Haziran Zaman Lys Denemesi Cevap Anahtarı

1 Haziran Zaman Lys Denemesi Cevap Anahtarı açıklandığı tarihten itibaren sitemizdedir.

22 Mayıs 2011 Pazar

20 Mayıs 2011 Cuma

PERFORMANS ÖDEVİ NASIL HAZIRLANIR?

PERFORMANS ÖDEVİ NASIL HAZIRLANIR?

PERFORMANS ÖDEVİ NEDİR?
Kısa süreli yapılan çalışmalardır. Öğrencilerin bilgi ve becerilerini ortaya koyarak oluşturulan cevap ve ürünlerdir.
Proje ödevlerinde öğrencilerin sahip olduğu bilgi ve becerileri günlük hayatta nasıl kullanacaklarını ortaya çıkarmaları istenir.
Performans ödevlerinde öğrencilerin bilgiyi aynen aktarmak yerine, bilgiyi araştırıp edinme, düzenleme, kullanma, analiz ve sentez yapma gibi zihinsel süreçlerin izlenmesi gereklidir.

PERFORMANS ÖDEVİ NASIL HAZIRLANIR?


Performans ödevleri öğrencilerin bilgiyi nasıl kullandıklarını veya kullanıp kullanmadıklarını test etmek amacıyla verilen ödevlerdir. Bu ödevler verilirken öğretmen tarafından ödevle birlikte yönerge ve değerlendirme ölçütleri de verilir.
Performans Ödevi Aşağıdaki Sıralamaya Göre Hazırlanır
Konu ve beklenen performans dikkatlice okunur ve netleştirilir.
Öğretmenin ödevle birlikte verdiği yönerge dikkatlice okunur.
Ödevin niteliğine göre bir plan yapılır. Plan çerçevesinde veriler toplanır, matematiksel işlemler yapılır. Gerekli materyaller bulunur.
Performans ödeviyle birlikte verilen performans değerlendirme ölçeğine göre bir performans raporu hazırlanır.
Rapor teslim edilmeden önce performans değerlendirme ölçeğine göre kontrol edilir.
Belirlenen sürede teslim edilir.
Hazırlanacak Raporun İçeriği
Performans ödevi hazırlanacak raporda bulunması gerekenler:
*Performans ödevi kapak sayfası
*Dersin adı
*Ödev konusu
*Beklenen performans
*İçindekiler
*Ödev planı (gerektiğinde)
* Elde edilen yazılı, sözlü ve görsel materyaller
* Tablolar ve grafikler
* Grup ödevlerinde ödevi gerçekleştirenler (gruptaki öğrenciler)
* Kaynakça

PERFORMANS DEĞERLENDİRE ÖLÇEĞİ
Performans ödevleriniz aşağıdaki ölçeğe göre değerlendirilecektir.
 
Kolay  Gelsin

25 Mayıs Çarşamba Zaman Lys Denemesi Cevap Anahtarı

25 Mayıs Çarşamba Zaman Lys Denemesi Cevap Anahtarı yayınlandığı tarihten itibaren sitemizdedir.

Matematik
1-B 11-C 21-D 31-A 41-D
2-E 12-C 22-C 32-A 42-D
3-E 13-C 23-A 33-B 43-A
4-A 14-B 24-E 34-B 44-D
5-E 15-C 25-E 35-E 45-D
6-D 16-E 26-B 36-D 46-D
7-E 17-E 27-A 37-B 47-B
8-D 18-C 28-C 38-D 48-E
9-A 19-A 29-C 39-C 49-A
10-A 20-B 30-E 40-C 50-C

Geometri
1-B 11-A 21-D
2-E 12-D 22-B
3-D 13-D 23-B
4-D 14-B 24-B
5-C 15-D 25-C
6-D 16-B 26-B
7-A 17-E 27-A
8-C 18-A 28-A
9-A 19-E 29-C
10-A 20-D 30-C 
Teşekkür etmeyi unutmayın.

Verim Ders Çalışma

KENDİME EN UYGUN DERS ÇALIŞMA PROGRAMINI NASIL HAZIRLAYABİLİRİM?
Öncelikle belirtilmesi gereken nokta şudur ki; kişilerin yaşam koşulları, kapasiteleri ve performansları dikkate alınarak kendilerine en uygun programın yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Önerilerimize geçmeden önce bir konuya dikkat çekmek istiyorum:Öğrencilerimiz “nasılı” araştırmaya yönelik, oysa nasıllardan önce “neden”leri belirlemek gerekir. Yani kendinize neden çalışma programı yapmanız gerekiyor ya da neden ders çalışmanız gerekiyor? Niçin üniversiteyi kazanmalısınız ve niçin üniversiteyi kazanmak için çalışmalısınız? Bu sorunun yanıtı üzerinde düşünmeli ve yanıtınızı bir dosya kağıdı üzerine yazmalısınız. Nedenleriniz o kadar gerçekçi ve çok olmalıdır ki, ders çalışma isteğinizi kaybettiğiniz anlarda bu yazdığınız nedenleri okuyup  harekete geçmelisiniz.Nedenleriniz hem mantığınıza hem de duygularınıza hitap etmelidir ki, sizi gevşediğiniz anlarda motive etsin... Neden”lerinizi belirledikten sonra elinize farklı bir kağıt alarak kendinize en uygun programı yapmak için kolları sıvamalısınız. Biz hedef odaklı çalışma programı öneriyoruz. Çünkü hedefler motive edicidir. Bu nedenle öncelikle kendinize günlük hedefler belirlemeniz gerekmektedir..
Günlük hedefleri;
• Günlük soru çözümü,
• Günlük ders çalışma saati,
• Günlük kitap okuma,
• Günlük konu anlatımı,
• ve Günlük konu tekrarı olmak üzere 5 kategoride yapabilirsiniz.

Günlük Soru Çözümü:
Soru çözümü, sınava hazırlıkta soruların hızlı çözümüne ve test tekniğine alışmada önemli unsurlardandır. Fakat sorular kaliteli ve sınava uygun kaynaklardan belirlenmelidir. Bir test bittikten sonra mutlaka yanıtları değerlendirilmeli, yanlışlar gözden geçirilmeli ve çözülemeyen ve anlaşılamayan sorular kesinlikle bir bilene sorulmalıdır. Öğrenci kendini bizden daha iyi bilmektedir. Bu nedenle konu eksiği olan arkadaşlarımızın daha çok konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımızın da daha çok test çözümüne vakit ayırmalarını öneriyoruz. Başlangıç için arkadaşımızın performansına göre 80-125 aralığını tavsiye ediyoruz. Çalışırken bu hedef aşılmaya çalışılmalı ve haftalık ya da aylık ortalama alınarak devam edilen günlerde bulunan ortalama yeni hedef olmalıdır. Örneğin; hedefim günde 100 soru idi, 4 gün 120, 3 gün de 110 soru çözdüm. Haftalık ortalamam; 4x120+3x110 / 7= 115,7 edecektir. Buna göre bir sonraki hafta için soru çözümü hedefimi 115 olarak belirleyebilirim (Bu hesaplama aylık olarak da yapılabilir). Soru çözümünü de kendi arasında, örneğin eşit ağırlık öğrencisi için günde; 30 matematik, 30 Türkçe 15 Sosyal Bilgiler ve 10 da Fen Bilgisi olarak bölünebilir. Dikkatinizi çekmişse bu dağılım bir eşit ağırlık öğrencisi için ÖSS”deki gerekliliğine göre bölünmüştür. Başlangıç için olan bu değerler zaten süreç içerisinde artış gösterecektir. Son birkaç ayda 400 günlük hedefine çıkmış olmak iyi bir tempodur.
Günlük Ders Çalışma Saati:
Ders çalışma saati, gün içerisinde kaç saatimizi test çözü mü de dahil olmak üzere ders çalışarak geçireceğimizi belirleyecektir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi konu eksiği fazla olan arkadaşlarım bu vaktin çoğunu konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımız da bu vaktin çoğunu test çözümüne ayırabilir. Başlangıç için günlük ders çalışma saati, dershane ya da okula devam edenler için 2-4, dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse devam etmediği günler için 5-8 saat idealdir. Bir iki ay içinde bu rakamlar, dershane ya da okula devam edenler için 3-5, dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse devam etmediği günler için(haftasonları) 7-8 saate ulaşmalıdır. Bu performansa ayak uyduramayacak arkadaşlarım biraz daha düşük gidebilirler, fakat hedeflerinin büyüklüğüne göre gayretleri de büyük olmalıdır.... Ders .alışma süreleri 45-50 dakikayı geçmemeli ve 45-50 dakika sonra mutlaka 10-15 dakika ara verilmelidir. Aralarsa 15 dakikayı kesinlikle geçmemelidir. Konsantrasyonu çok erken dağılan arkadaşlarım 30 dk. ders; 10 dk. dinlenme şeklinde kısa aralarla devam edebilirler. Günlük ders çalışma vaktinin hepsi ard arda olmamalı ve 2-3 ya da 4 oturumdan sonra mutlaka 1-2 saatlik ara verilmelidir. Bu aralar fiziksel hareket yağabileceğimiz  gibi gezi, sosyal ve basit sportif etkinliklerle değerlendirilebilir. İleride bu vaktin saatlere dağılımını anlatacağız.
Günlük Kitap Okuma:
 ÖSS”de sayısal sorular dahil bir çok soru verilen bilgilerden faydalanarak istenene ulaşma, verilen bilgileri iyi okuma, kullanma ve yorumlamaya dayalı sorulardan oluşmaktadır. Bu nedenle bu süreç içerisinde kitap okumanın önemi göz ardı edilmemelidir. Bir ÖSS hazırlık öğrencisinin programında en az 20 en çok 45 dakika kitap okuma vakti olmalı ve günlük sayfa hedefi koyulmalıdır. 45 dakikayı geçerek abartıya kaçılmamalıdır. Sayfa hedefini okuma hızına göre belirlediğimiz vakti de dikkate alarak, başlangıç için günlük 15 ile 30 aralığında koyabiliriz. Gün geçtikçe okuma hızımızı artırıcı çalışmalar yapmalı ve vakti fazla artırmadan günlük 30-50 sayfaya ulaşmalıyız. ÖSS”de sadece soruların yanıtlanması değil, soruların verilen sürede yanıtlanması istenmektedir. Dolayısıyla hız önemli bir faktördür ve artırılmalıdır. Hızlı okuma konusunda birçok kaynak mevcuttur ve araştırılmalıdır.



Günlük Konu Anlatımı:
Konu anlatımı çalışabilmeniz için elinizde kaliteli bir konu anlatım kitabı ya da takip ettiğiniz bir ÖSS Hazırlık dergisi olmalıdır. Tabii ikisinden de edinmenizde hiçbir sakınca olmadığı gibi fayda vardır. Konu tekrarını günlük 4-6 konu çalışacağım şeklinde hedeflendirilebileceği gibi alanımıza göre örneğin eşit ağırlık; bugün 2 matematik, 2 türkçe 1 de sosyal bilgiler konusu çalışacağım şeklinde de hedeflendirilebilir. Burada önemli olan bir diğer husus konu anlatımından hemen sonra o konuyla ilgili en az15-20 sorunun çözülmesi ve böylece konunun tekrar gözden geçirilmesidir. Örneğin bir ders saatinin ilk 25 dakikası konu anlatımına, sonraki 20 dakikası da soru çözümüne ayrılabilir. Konu hedefleri çalışılacak konuların uzun ya da kısalığına göre de farklılık gösterecektir.
Günlük Konu Tekrarı:
 Günlük konu tekrarı, gün içerisinde çalışılan konuların gözden geçirilmesidir. Okul ve dershaneye devam eden öğrenciler eve geldiklerinde verdikleri aradan sonra ilk çalışmaları tekrar olabileceği gibi yatmadan önceki yarım saat de tekrar vakti olabilir. Kolay unutan arkadaşlarımıza akşamki ev programına tekrarla başlamalarını öneriyoruz. Hafızam iyidir diyenlere ise yatmadan yarım saat öncesini tekrarla geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Zira beyin uyumadan önceki bilgileri gece boyunca düzenlemekte ve tekrarlamaktadır. Sağlamcı arkadaşlarımız ve çok çabuk unutan arkadaşlarımız önerdiğimiz her iki vakitte de gözden geçirme yapabilirler. Tekrar önemli bir husustur, zira öğrendiklerimizin %70”ini ilk bir saat, %80” ini de bir gün içinde unutmaktayız. Mutlaka günlük tekrara yapılmalı hatta hafta sonu programımızda haftalık tekrar yer almalıdır. Ayrıca ayda bir aylık tekrar yapmak da unutmamızı azaltacağı gibi konuları özümsememizi artıracaktır. Hedeflerimizi ve kategorilerimize belirlediğimize göre şimdi sıra belirlediklerimizin günlük dağılımını yapmaya geldi. Unutulmamalıdır ki verimli ve planlı çalışma çok ya da hep çalışma değildir.Planlı ve programlı çalışma ne zaman ne yi ve ne kadar yapacağımızı bilmek demektir. İyi bir program öğrencinin bütün ihtiyaçlarına belirli oranlarda vakit ayırmalıdır. Programımızda spor ve sosyal etkinlikler için , tv ya da bilgisayar içinde vakit olmalı fakat aşırıya kaçılmamalıdır. Günlük dağılımı yapmak için bir kağıt üzerine 09-10 gibi saat saat vakitleri yazarak karşılarına aktiviteyi yazmak kaldı. İşte ne zaman ne yaptığınızı en iyi siz bildiğiniz için bu dağılımı da en iyi siz yapabilirsiniz. Az önce de belirttiğim gibi günlük takip ettiğiniz dizi programları olabileceği gibi bilgisayar oyunu için de vakit ayırmanızda bir mahsur yoktur fakat bunlarda aşırıya kaçmamalı ve tv ya da bilgisayar başına oturduğunuzda orada çakılıp kalmamalısınız. Şimdi size örnek bir dağılım yapacağım.
Burada örnek olması açısından bir hafta sonu gününü(Örn:Cumartesi) ve hedefleri büyük bir öğrenciyi dikkate alarak yerleştirme yapacağız.

08-09=== Kalkış ve Kahvaltı
09-10=== 1. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
10-11=== 2. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
11-12=== 3. Ders Çalışma + 15 dk Dinlenme
12-13=== Dinlenme + Öğle Yemeği + Tv.
13-14=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
14-15=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
15-16=== Bilgisayar ya da yetenek geliştirme(Resim, müzik vs..)
16-17=== Kitap Okuma + 15 dk. Dinlenme
17-18=== 4. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
18-19=== 5. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
19-20=== Akşam Yemeği + Tv 20-21===Tv
21-22=== 6. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
22-23=== Haftalık Tekrar + 15 dk. Dinlenme (Hafta içi 30dk. Günlük Tekrar)
23----=== Kesin Yatış

Bu vakitlerin yerleri sizin şartlarınıza göre değiştirilebilir. Burada 9 saat uyku verilmiştir. Bu vakit 8”e de indirilebilir. Ders Çalışma vakitlerinin içeriği konu anlatımı çalışma ve test çözümüdür. Son olarak programınızı anne ve babanızla paylaşmalı onların da fikirlerini almalı ve programınızın sürekliliği konusunda onlardan yardım istemelisiniz. Kendi başımıza kaldığımızda programımızı delme ihtimalimiz daha fazla olduğundan yaptığımız programı anne ya da babamıza izah ederek kendinizin takip ve kontrol edilmenizi sağlamanız faydalı olabilir. Bu konuda bir öğretmeninizden de yardım isteyerek çalışmalarınızın değerlendirilmesi ve takip konusunda destek alabilirsiniz.
“UNUTMAYINIZ Kİ; KENDİLERİYLE İLGİLİ PLANLARI OLMAYANLAR BAŞKALARININ PLANLARINA DAHİL OLURLAR...
YAPTIĞI PROGRAMA UYMAYAN KİŞİ HEDEF SAHİBİ DEĞİL, HAYAL SAHİBİ KİŞİDİR...
YOKUŞTA AKMAYAN TER, ÇUKURDA AKAN GÖZYAŞINA DÖNÜŞÜR...”
Şimdi sıra uygulamaya geldi. Şimdi değilse ne zaman...
Başarılar dileklerimle üç şeyden asla vazgeçmeyin; SEVMEKTEN, GÜLÜMSEMEKTEN ve de HEDEFLERİNİZDEN...
Öncelikle belirtilmesi gereken nokta şudur ki; kişilerin yaşam koşulları, kapasiteleri ve performansları dikkate alınarak kendilerine en uygun programın yapılması gerektiği unutulmamalıdır. Önerilerimize geçmeden önce bir konuya dikkat çekmek istiyorum:Öğrencilerimiz “nasılı” araştırmaya yönelik, oysa nasıllardan önce “neden”leri belirlemek gerekir. Yani kendinize neden çalışma programı yapmanız gerekiyor ya da neden ders çalışmanız gerekiyor? Niçin üniversiteyi kazanmalısınız ve niçin üniversiteyi kazanmak için çalışmalısınız? Bu sorunun yanıtı üzerinde düşünmeli ve yanıtınızı bir dosya kağıdı üzerine yazmalısınız. Nedenleriniz o kadar gerçekçi ve çok olmalıdır ki, ders çalışma isteğinizi kaybettiğiniz anlarda bu yazdığınız nedenleri okuyup  harekete geçmelisiniz.Nedenleriniz hem mantığınıza hem de duygularınıza hitap etmelidir ki, sizi gevşediğiniz anlarda motive etsin... Neden”lerinizi belirledikten sonra elinize farklı bir kağıt alarak kendinize en uygun programı yapmak için kolları sıvamalısınız. Biz hedef odaklı çalışma programı öneriyoruz. Çünkü hedefler motive edicidir. Bu nedenle öncelikle kendinize günlük hedefler belirlemeniz gerekmektedir..
Günlük hedefleri;
• Günlük soru çözümü,
• Günlük ders çalışma saati,
• Günlük kitap okuma,
• Günlük konu anlatımı,
• ve Günlük konu tekrarı olmak üzere 5 kategoride yapabilirsiniz.

Günlük Soru Çözümü:
Soru çözümü, sınava hazırlıkta soruların hızlı çözümüne ve test tekniğine alışmada önemli unsurlardandır. Fakat sorular kaliteli ve sınava uygun kaynaklardan belirlenmelidir. Bir test bittikten sonra mutlaka yanıtları değerlendirilmeli, yanlışlar gözden geçirilmeli ve çözülemeyen ve anlaşılamayan sorular kesinlikle bir bilene sorulmalıdır. Öğrenci kendini bizden daha iyi bilmektedir. Bu nedenle konu eksiği olan arkadaşlarımızın daha çok konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımızın da daha çok test çözümüne vakit ayırmalarını öneriyoruz. Başlangıç için arkadaşımızın performansına göre 80-125 aralığını tavsiye ediyoruz. Çalışırken bu hedef aşılmaya çalışılmalı ve haftalık ya da aylık ortalama alınarak devam edilen günlerde bulunan ortalama yeni hedef olmalıdır. Örneğin; hedefim günde 100 soru idi, 4 gün 120, 3 gün de 110 soru çözdüm. Haftalık ortalamam; 4x120+3x110 / 7= 115,7 edecektir. Buna göre bir sonraki hafta için soru çözümü hedefimi 115 olarak belirleyebilirim (Bu hesaplama aylık olarak da yapılabilir). Soru çözümünü de kendi arasında, örneğin eşit ağırlık öğrencisi için günde; 30 matematik, 30 Türkçe 15 Sosyal Bilgiler ve 10 da Fen Bilgisi olarak bölünebilir. Dikkatinizi çekmişse bu dağılım bir eşit ağırlık öğrencisi için ÖSS”deki gerekliliğine göre bölünmüştür. Başlangıç için olan bu değerler zaten süreç içerisinde artış gösterecektir. Son birkaç ayda 400 günlük hedefine çıkmış olmak iyi bir tempodur.
Günlük Ders Çalışma Saati:
Ders çalışma saati, gün içerisinde kaç saatimizi test çözü mü de dahil olmak üzere ders çalışarak geçireceğimizi belirleyecektir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi konu eksiği fazla olan arkadaşlarım bu vaktin çoğunu konu anlatımına, konu eksiği az olan arkadaşlarımız da bu vaktin çoğunu test çözümüne ayırabilir. Başlangıç için günlük ders çalışma saati, dershane ya da okula devam edenler için 2-4, dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse devam etmediği günler için 5-8 saat idealdir. Bir iki ay içinde bu rakamlar, dershane ya da okula devam edenler için 3-5, dershane yada okula devam etmeyenler ve devam edenlerinse devam etmediği günler için(haftasonları) 7-8 saate ulaşmalıdır. Bu performansa ayak uyduramayacak arkadaşlarım biraz daha düşük gidebilirler, fakat hedeflerinin büyüklüğüne göre gayretleri de büyük olmalıdır.... Ders .alışma süreleri 45-50 dakikayı geçmemeli ve 45-50 dakika sonra mutlaka 10-15 dakika ara verilmelidir. Aralarsa 15 dakikayı kesinlikle geçmemelidir. Konsantrasyonu çok erken dağılan arkadaşlarım 30 dk. ders; 10 dk. dinlenme şeklinde kısa aralarla devam edebilirler. Günlük ders çalışma vaktinin hepsi ard arda olmamalı ve 2-3 ya da 4 oturumdan sonra mutlaka 1-2 saatlik ara verilmelidir. Bu aralar fiziksel hareket yağabileceğimiz  gibi gezi, sosyal ve basit sportif etkinliklerle değerlendirilebilir. İleride bu vaktin saatlere dağılımını anlatacağız.
Günlük Kitap Okuma:
 ÖSS”de sayısal sorular dahil bir çok soru verilen bilgilerden faydalanarak istenene ulaşma, verilen bilgileri iyi okuma, kullanma ve yorumlamaya dayalı sorulardan oluşmaktadır. Bu nedenle bu süreç içerisinde kitap okumanın önemi göz ardı edilmemelidir. Bir ÖSS hazırlık öğrencisinin programında en az 20 en çok 45 dakika kitap okuma vakti olmalı ve günlük sayfa hedefi koyulmalıdır. 45 dakikayı geçerek abartıya kaçılmamalıdır. Sayfa hedefini okuma hızına göre belirlediğimiz vakti de dikkate alarak, başlangıç için günlük 15 ile 30 aralığında koyabiliriz. Gün geçtikçe okuma hızımızı artırıcı çalışmalar yapmalı ve vakti fazla artırmadan günlük 30-50 sayfaya ulaşmalıyız. ÖSS”de sadece soruların yanıtlanması değil, soruların verilen sürede yanıtlanması istenmektedir. Dolayısıyla hız önemli bir faktördür ve artırılmalıdır. Hızlı okuma konusunda birçok kaynak mevcuttur ve araştırılmalıdır.



Günlük Konu Anlatımı:
Konu anlatımı çalışabilmeniz için elinizde kaliteli bir konu anlatım kitabı ya da takip ettiğiniz bir ÖSS Hazırlık dergisi olmalıdır. Tabii ikisinden de edinmenizde hiçbir sakınca olmadığı gibi fayda vardır. Konu tekrarını günlük 4-6 konu çalışacağım şeklinde hedeflendirilebileceği gibi alanımıza göre örneğin eşit ağırlık; bugün 2 matematik, 2 türkçe 1 de sosyal bilgiler konusu çalışacağım şeklinde de hedeflendirilebilir. Burada önemli olan bir diğer husus konu anlatımından hemen sonra o konuyla ilgili en az15-20 sorunun çözülmesi ve böylece konunun tekrar gözden geçirilmesidir. Örneğin bir ders saatinin ilk 25 dakikası konu anlatımına, sonraki 20 dakikası da soru çözümüne ayrılabilir. Konu hedefleri çalışılacak konuların uzun ya da kısalığına göre de farklılık gösterecektir.
Günlük Konu Tekrarı:
 Günlük konu tekrarı, gün içerisinde çalışılan konuların gözden geçirilmesidir. Okul ve dershaneye devam eden öğrenciler eve geldiklerinde verdikleri aradan sonra ilk çalışmaları tekrar olabileceği gibi yatmadan önceki yarım saat de tekrar vakti olabilir. Kolay unutan arkadaşlarımıza akşamki ev programına tekrarla başlamalarını öneriyoruz. Hafızam iyidir diyenlere ise yatmadan yarım saat öncesini tekrarla geçirmelerini tavsiye ediyoruz. Zira beyin uyumadan önceki bilgileri gece boyunca düzenlemekte ve tekrarlamaktadır. Sağlamcı arkadaşlarımız ve çok çabuk unutan arkadaşlarımız önerdiğimiz her iki vakitte de gözden geçirme yapabilirler. Tekrar önemli bir husustur, zira öğrendiklerimizin %70”ini ilk bir saat, %80” ini de bir gün içinde unutmaktayız. Mutlaka günlük tekrara yapılmalı hatta hafta sonu programımızda haftalık tekrar yer almalıdır. Ayrıca ayda bir aylık tekrar yapmak da unutmamızı azaltacağı gibi konuları özümsememizi artıracaktır. Hedeflerimizi ve kategorilerimize belirlediğimize göre şimdi sıra belirlediklerimizin günlük dağılımını yapmaya geldi. Unutulmamalıdır ki verimli ve planlı çalışma çok ya da hep çalışma değildir.Planlı ve programlı çalışma ne zaman ne yi ve ne kadar yapacağımızı bilmek demektir. İyi bir program öğrencinin bütün ihtiyaçlarına belirli oranlarda vakit ayırmalıdır. Programımızda spor ve sosyal etkinlikler için , tv ya da bilgisayar içinde vakit olmalı fakat aşırıya kaçılmamalıdır. Günlük dağılımı yapmak için bir kağıt üzerine 09-10 gibi saat saat vakitleri yazarak karşılarına aktiviteyi yazmak kaldı. İşte ne zaman ne yaptığınızı en iyi siz bildiğiniz için bu dağılımı da en iyi siz yapabilirsiniz. Az önce de belirttiğim gibi günlük takip ettiğiniz dizi programları olabileceği gibi bilgisayar oyunu için de vakit ayırmanızda bir mahsur yoktur fakat bunlarda aşırıya kaçmamalı ve tv ya da bilgisayar başına oturduğunuzda orada çakılıp kalmamalısınız. Şimdi size örnek bir dağılım yapacağım.
Burada örnek olması açısından bir hafta sonu gününü(Örn:Cumartesi) ve hedefleri büyük bir öğrenciyi dikkate alarak yerleştirme yapacağız.

08-09=== Kalkış ve Kahvaltı
09-10=== 1. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
10-11=== 2. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
11-12=== 3. Ders Çalışma + 15 dk Dinlenme
12-13=== Dinlenme + Öğle Yemeği + Tv.
13-14=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
14-15=== Sosyal Aktivite (Gezi, Piknik, Sportif Aktivite vs.)
15-16=== Bilgisayar ya da yetenek geliştirme(Resim, müzik vs..)
16-17=== Kitap Okuma + 15 dk. Dinlenme
17-18=== 4. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
18-19=== 5. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
19-20=== Akşam Yemeği + Tv 20-21===Tv
21-22=== 6. Ders Çalışma + 15 dk. Dinlenme
22-23=== Haftalık Tekrar + 15 dk. Dinlenme (Hafta içi 30dk. Günlük Tekrar)
23----=== Kesin Yatış

Bu vakitlerin yerleri sizin şartlarınıza göre değiştirilebilir. Burada 9 saat uyku verilmiştir. Bu vakit 8”e de indirilebilir. Ders Çalışma vakitlerinin içeriği konu anlatımı çalışma ve test çözümüdür. Son olarak programınızı anne ve babanızla paylaşmalı onların da fikirlerini almalı ve programınızın sürekliliği konusunda onlardan yardım istemelisiniz. Kendi başımıza kaldığımızda programımızı delme ihtimalimiz daha fazla olduğundan yaptığımız programı anne ya da babamıza izah ederek kendinizin takip ve kontrol edilmenizi sağlamanız faydalı olabilir. Bu konuda bir öğretmeninizden de yardım isteyerek çalışmalarınızın değerlendirilmesi ve takip konusunda destek alabilirsiniz.
“UNUTMAYINIZ Kİ; KENDİLERİYLE İLGİLİ PLANLARI OLMAYANLAR BAŞKALARININ PLANLARINA DAHİL OLURLAR...
YAPTIĞI PROGRAMA UYMAYAN KİŞİ HEDEF SAHİBİ DEĞİL, HAYAL SAHİBİ KİŞİDİR...
YOKUŞTA AKMAYAN TER, ÇUKURDA AKAN GÖZYAŞINA DÖNÜŞÜR...”
Şimdi sıra uygulamaya geldi. Şimdi değilse ne zaman...
Başarılar dileklerimle üç şeyden asla vazgeçmeyin; SEVMEKTEN, GÜLÜMSEMEKTEN ve de HEDEFLERİNİZDEN...

2. Karanlık Devre

Işığın kullanılmadığı, enzimatik reaksiyonlar evresidir. Bundan dolayı karanlık devre denir. Ama olayları yine ışıklı ortamda olur. Çünkü ışıklı devreye bağlıdır.
Kloroplastın sıvı kısmında gerçekleşen bir karbon döngüsüdür. Işıklı devreden getirilen hidrojenlerle CO2 indirgenir ve organik bileşikler sentezlenir. Gerekli aktivasyon enerjisi ise, yine ışıklı devreden gelen ATP lerle sağlanır.
Karanlık devre reaksiyonlarında mutlaka CO2 gerekli olup, bu safha sıcaklık değişmelerine karşı hassastır. Çünkü enzimler katalizör olarak görev yapar.
Bir molekül glikozun sentezlenebilmesi için 6 molekül CO2 nin tutulması gerekir. 1 CO2 için 3 ATP ve 2 NADPH2 gerekli olduğuna göre; 1 glikoz için 18 ATP ve 12 NADPH2 gerekir. Bunun için ise, ışıklı devre olaylarının 6 defa tekrarlanması gerekir.
 İlginizi Çekebilir:
Fotosentez Hızını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

1. Işıklı Devre Reaksiyonları

Bu devre kloroplastın zar katmanları içinde yani granalar’da gerçekleşir. Işık mutlaka gereklidir ve iki şekilde meydana gelir.



Devirli fotofosforilasyonda; sadece 2 ATP sentezlenir. Herhangi bir madde tüketimi görülmez. Elektronlar aynı klorofile geri döner.



Devirsiz fotofosforilasyonda; hem klorofil-a hem de klorofil-b görev yapar. H2O parçalanır (fotoliz olayı). Devirsiz fotofosforilasyonda bir defa elektronların aktarılması sonucunda 1 ATP, 2 NADPH2 ve 1 O2 molekülü oluşur.

Tımar Sistemi (TARİH)

TIMAR KANUNU

Tımar, Osmanlı İmparatorluğu'nda belirli görev ve hizmet karşılığı olarak kişilere verilen ve yıllık geliri 1.000 akçe ile 20.000 akçe arasında değişen araziye denir. Tımarın kullanılması ile ilgili kanuna da Tımar Kanunu denir. Tımar Sistemi'nin, Osmanlı İmparatorluğu'nda toprağın işlenerek, devletin masrafsız bir şekilde girmeden büyük bir askeri kuvvet sağlaması ve iktisadi hayatın gelişmesinde büyük yararı olmuştur. Fakat zamanla bu sistem içerisinde yolsuzluk ve rüşvet olaylarının baş göstermesi, bu sistemin bozulmasına ve imparatorluğun çökmesine sebep olan nedenlerden biri olmuştur.

Tımar Kanununa göre ;


1- Tımar sahipleri devletin birer memurudur ve merkezin emri altında çalışmak zorundadır.

2- Görevini yerine getiremeyen tımar sahipleri görevlerinden azledilirler.

3- Tımar, hizmet karşılığı toprağın gelirinden yararlanıldığından dolayı elde ettikleri haklar veraset yoluyla bir başkasına verilemez.

4- Tımar sahipleri, devletin verdiği işleri yapmak ve verilen yetkileri kullanmakla sorumludurlar.

5- Tımar sahibi özürü olmadan sefere katılmazsa tımarı elinden alınır.

6- Ortak tımarlarda nöbeti geldiği halde gelmeyenlerin tımarına el konur.

7- Tımar ve zeamet sahiplerinin ölümü halinde, tımarların kılıç kısmı oğullarına verilir.

8- Şehit düşenin oğluna kılıçtan fazlası verilir.

Savaşlarda elde edilen topraklar gelirine göre kısımlara ayrılır ve savaşta yer alan sipahilere verilirdi. Tımarların gelir ve giderleri defterhanede bulunurdu. Tımar sahibi, her 300 akçe için cebeli getirmekle yükümlüydü.

Tımar sahibi, devlete ait miri toprakları devlet adına kullanır, köylü onu efendisi olarak tanırdı. Tımar sahibi köylüyü korumak ve ona daha iyi şartlar sağlamak, köylüyü toprağa bağlamak, ziraatı geliştirmekle görevlidir. Tımar sahibi, tımarın olduğu topraklarda otururdu.

17 Mayıs 2011 Salı

Geleceği bilmek

Hiçbirimiz kaderimiz bilemeyiz, başımıza neler geleceğini kestiremeyiz. Zaten kaderini bilmek bir cezadır. Hiç kimse böyle bir yükle yaşayamaz. Eski Yunan tanrıları, çoban Endymion’u bu cezaya çarptırmışlardı. Çekilmez bir yükle hayatını damgalamışlardı. Kaderini bilerek yaşamak zorunda kalmıştı.



Biz Türkler de bir parça bu cezaya çarptırılmış gibiyiz. Çünkü her yıl aynı şeyler tekrarlanıyor, çözülemeyen sorunlar bir kader gibi geleceğimizi belirliyor.



Dilerseniz bir oyun oynayalım ve gelecek yılın gazete haberlerini tahmin edelim.



Bence 2012 yılının gazetelerinde aynen şu cümleleri okuyacağız:



“Başbakan muhalefete fena yüklendi.’’



“Muhalefetin sert cevabı gecikmedi.’’



“Akıl almaz kaza.’’



“Flaş, flaş, flaş: Çapkın oyuncu yeni sevgilisiyle fena yakalandı.’’



“Flaş, flaş, flaş: Filanca, yeni aşkıyla ilk kez görüntülendi.’’



“İnsanlık ölmüş dedirten kareler.’’



“Madende göçük: Nefesler tutuldu!’’



“Grizuya 11 kurban!’’



“Hain pusu: 4 er şehit.’’



“Dört eve ateş düştü.’’



“Başbakan, ‘Terörle bir yere varmak mümkün değildir’ dedi.’’



“Suriye ısınıyor!’’



“Sınırda teyakkuz durumu.’’



“Maçta dehşet: Taraftar cinneti iki cana mal oldu.’’



“Amerikalı yıldız Türkiye’ye bayıldığını söyledi.’’



“Avrupa’nın yeni yıldızı Türkiye.’’



“Falanca yazardan sert cevap: Köpek sensin.’’



“Filanca yazar: Sana aşağılık değil çukur denir.’’



“Şafak vakti yapılan operasyonda 48 gözaltı.’’



“Meclis’te utandıran kavga.’’



“Bir kadın daha öldürüldü.’’



“Cinnet geçiren baba bütün ailesini katletti.’’



“Dokuz yaşındaki kıza toplu tecavüz!’’



“Şampiyonluk maçında nefesler tutuldu.’’



“Benzine çıldırtan zam.’’



“Antalya’da Rus kızların nefes kesen şovu’’



“Yeni tartışma: Kadınlar âdet döneminde umreye gidebilir mi?”



“İlahiyat hocaları birbirine girdi.’’



“İstanbul’da kolları ve bacakları kesilmiş bir ceset bulundu.’’



“Polisten öğrenci eylemine çok sert müdahale.’’



***



2012 böyle geçecek.



2013 de, 2014 de,



2015 de..



Hayatımızı bu hır gür içinde geçireceğiz, her yıl bir yaş daha alacağız.



Sonra...



Sonrası belli.



Birgün trenden ineceğiz. Bu haberler bizsiz devam edecek. Kalanlar yine sonsuz bir yaşam şehveti ve hırsıyla birbirlerini paralamaya devam edecek.



Taa ki trenden inme sıraları gelene kadar.

Populasyon Genetiği ve Evrim Konu Anlatımı Ders Notları – Biyoloji

POPULASYON GENETİĞİ ve EVRİM

A. POPULASYON GENETİĞİ

Belirli bir bölgede yaşayan aynı türün fertleri topluluğuna populasyon denir. Burada populasyonlardaki karakterlerin hangi oranlarda görüldüğünü sonraki nesillerde ne gibi değişmeler olduğunu öğrenmeye çalışacağız.

1. Genler ve Populasyonlar

Bir populasyonda bir karakterin hangi oranda bulunduğunun veya yeni oluşacak bireylerde o karakterin görülme şansının hesaplanabilmesi için bazı değerlerin önceden bilinmesi gerekir. Bunları öğrenmek için ise, populasyonda bir birey veya bir aile yerine bütün bireylerin incelenmesi gerekir.

Gen Havuzu Nedir?

Genetikçi, populasyondaki fertlerin bütün genlerinin bir havuzda toplandığını düşünür. Bu havuz erkek fertlerin ve dişi fertlerin genlerinin toplandığı iki ayrı havuzdan meydana gelmiştir. Kısaca, bir populasyonun bütün genlerine gen havuzu diyebiliriz.

Gen Frekansı : Bu büyük gen havuzunda bir genin bulunma sıklığı (% oranı) o genin frekansını belirler. Bir karakterle ilgili genlerin frekansları toplamı daima 1′e eşittir. p, baskın genin oranını; q ise çekinik genin oranını belirtirse, (p + q = 1) dir.

Aynı türe ait bile olsa farklı populasyonların gen havuzları ve gen frekansları farklıdır.

Baskın ve çekinik genlerin frekansına etki edecek kuvvetler (faktörler) olmadığı taktirde; populasyondaki her bir alelin veya genotipin % oranları dölden döle değişmeden aktarılır. p2, AA birey oranını; 2pq, Aa birey oranını q2 ise aa birey oranını gösterecek olursa, (p2 + 2pq + q2 = 1) olur.

2. Gen Oranının Değişmesi

Bir populasyondaki genlerin frekansını etkileyen kuvvetler yoksa populasyon dengededir, gen frekansları ve birey oranları sabittir. Populasyonlardaki denge uzun süre kalamaz. Gen frekanslarını etkileyen faktörler her zaman bulunabilir.

1. Mutasyonlar : Bir populasyonda her kuşakta az miktarda da olsa mutasyonlar meydana gelebilir. Bir genin aleli mutasyona uğradığı zaman, bu mutasyon yararlı ise populasyonda devam eder. Dolayısıyla gen havuzundaki frekansı da değiştirmiş olur. Ancak bir müddet sonra gen havuzu tekrar dengeli hale gelir.

Eğer gende zararlı bir mutasyon meydana gelmişse, fert öleceği için bu gen kaybolacaktır. Bu durumda da gen frekansı değişir.

a. Kromozom Sayısı Mutasyonları : Mayoz bölünmede gerçekleşen ayrılmama sonucu kromozom sayısı artar ve azalır. 2n-1, 2n+1, gibi kromozom sayısına sahip bireyler bu yolla oluşur.

b. Kromozom Yapısı (Gen) Mutasyonları : Kromozomlar üzerinde dizilmiş bazı genlerin kaybolması, koparak başka kromozoma yapışması, aynı yere ters dönüp yapışması, gibi durumlardır.

c. Nokta Mutasyonlar : Bir genin yapısındaki nükleotidlerin değişmesi, kaybolması, yerine yanlış nükleotid bağlanması gibi durumlarla ortaya çıkar.

Mutasyonlar genel olarak zararlı ve öldürücüdürler. Kalıtsal olabilmeleri için; üreme hücrelerini etkilemeli, ya da gelişmenin erken döneminde gerçekleşmelidirler.

2. Seleksiyon : Gen frekansının değişmesinde diğer bir etken de seleksiyondur. Seleksiyon çevreye uygun varyasyonlara sahip bireylerin seçilip, diğerlerinin elenmesidir. Bazı genlerin frekansı artar bazısının azalır. Örneğin hemofili hastalarının, toplumda yaşama ve çocuk sahibi olma ihtimalleri azdır. O halde hemofili geni populasyonda seleksiyona uğramaktadır. Ancak hemofili alellerinin frekansı hiç bir zaman sıfır olmaz. Çünkü, mutasyonun etkisiyle normal aleller hemofili aleline dönüşebilmektedir.

3. Migrasyon (Göçler = Gen akımı) : Bir populasyondaki belirli karakteri taşıyan fertler bazı durumlarda diğer bir populasyona göç edebilirler. Böylece bir populasyonun gen havuzundaki bir genin frekansı azalırken diğer bir populasyonun gen havuzundaki genlerin frekansında artış meydana gelebilir.

4. İzolasyon : Tabiattaki populasyonlar arasında genetik, fizyolojik, ekolojik ve davranışla ilgili çeşitli izolasyon mekanizmaları vardır. Ancak bunların arasında en önemlisi coğrafik izolasyondur. Populasyonlar coğrafik olarak ayrıldıkları zaman bulundukları çevrede yaşamlarını sürdürebilmeleri için, mutasyon ve seleksiyonla farklı gen havuzları oluştururlar. Uzun bir süre sonra bu populasyonlar artık birbirleriyle çiftleşemeyecek derecede farklılaşmışlardır. Bu durum yeni alt türlerin ortaya çıkmasını sağlar.

5. Aile İçi Evlenmeler : Bu tip evlenmeler, resesif genlerin bir araya gelmelerine yani homozigot hastalıklı fertlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu tip hastalıklar öldürücü ise, böyle bir evlenme resesif genin populasyondaki frekansını azaltır.

B. EVRİMLE İLGİLİ GÖRÜŞLER

Evrim, canlıların uzun bir zaman içinde geçirdiği ve geçirmekte olduğu değişiklikleri ifade eder. Evrimci görüşe göre, yeni türler eski türlerin tesadüfen ve zaman içinde değişmesiyle meydana gelmekte; bu değişme olayı günümüzde de devam etmektedir.

Başka bir ifadeyle, evrimciler, türlerin sabit olmadığına ve devamlı değiştiğine inanmamaktadırlar. Evrimcilere göre günümüzün canlıları, çok basit ve ilkel bir veya birkaç ortak atadan, milyonlarca yılda evrimleşerek meydana gelmiştir.

Tabiattaki türlerin kendi içinde bazı değişmeler gösterdiği tespit edildiği halde, bu değişmelerin, bir türü başka bir türe dönüştürdüğüne ait örneklere rastlanamamıştır.

1. Lamarck’ın Görüşleri

Bu bilim adamı, çevrenin etkisiyle canlılarda meydana gelen değişmelerin daha sonraki nesillere geçebileceğine inanmıştır. Lamarck’a göre, bitki ve hayvan türleri, çevre şartlarının etkisiyle değişebilmektedirler.

Lamarck, “Zoolojinin Felsefesi” adlı eserinde, çevrede meydana gelen değişikliklerin türleri etkilediğini ve her türün bu etkiye içten gelen bir değişiklikle cevap verdiğini belirtmektedir.

Şekil : Lamarck’a Göre Zürafalar Yüksek Ağaçlardaki Yaprakları

Yerken Boyları Uzamıştır.

Lamarck, canlıların çevre şartları ile “sonradan kazanılan özelliklerin yeni nesillere geçtiği” ve “kullanma ve kullanmama” prensiplerini savunur.

Buna göre, eğer bir vücut parçası çok kullanılırsa gelişir ve kuvvetlenir. Kullanılmayan organlar ise zamanla zayıflar, küçülür ve hatta kaybolabilir.

Mesela, zürafaların boyunlarının uzun olmasını şu şekilde açıklar: Oldukça kurak ve otsuz bölgelede yaşayan bu hayvanlar, devamlı ağaçların uç dallarına boyunlarını uzatmak zorunda kalmışlardır. Bu mecburiyet, zürafa soyunun daha sonraki nesillerinde de sürdürülmüştür. Böylece uzun yıllar devam eden bu olayın sonunda, zürafaların hem ön bacakları, hem de boyunları uzamıştır.

Kullanma yoluyla bir organizmada çeşitli vücut bölgelerinin gelişebileceğine dair görüş inandırıcıdır. Gerçekten bugün, atletlerin ve haltercilerin çeşitli çalışmalarla kaslarını geliştirdikleri bilinmektedir. Bu tür değişmelere modifikasyon denmektedir.

Ancak, yapılan araştırmalar, çevre ve yaşama şartlarının etkileri ile fertlerde görülen değişikliklerin oğul döllere geçemeyeceğini açıkça göstermektedir. Bugünkü biyoloji bilgisine göre, ancak üreme hücrelerinde, özellikle bu hücrelerin genlerinde meydana gelen değişmeler nesillere geçebilir. Çevre tesiriyle vücut hücrelerinde meydana gelen değişmeler ise yeni nesillere geçmez.

2. Darwin’in Görüşleri

Darwin’in diğer evrimcilerden farkı, fikirlerini desteklediğine inandığı delilleri tabiattan toplamış olmasıdır. Darwin’den öncekilerin görüşleri inandırıcı bir gözleme dayanmıyordu. Sadece fikir olarak ileri sürülüyordu.

Darwin, dünyada yaşayan türlerin ayrı ayrı yaratıldığına inanmıyordu. Bunların ortak bir kökenden geldiğini ve tesadüflerle değişerek çeşitlendiğini, türlerin çok uzun zaman içerisinde başka türlere dönüştüğünü iddia ediyordu. Türlerin “değişebilirliği” Lamarcak’tan beri bilindiği için, Darwin, sadece bu türlerin hangi mekanizma ile değiştiğini açıklamaya çalışmıştır.

Darwin’ın doğal seleksiyon görüşüne göre, tabiatta acımasız bir hayat mücadelesi vardır. Bu hayat mücadelesinde zayıflar elenmekte, güçlüler yaşamaktadır. Tabiat zayıfları eleyerek güçlüleri korumaktadır. İşte Darwin, bu görüşüne “doğal seleksiyon” adını vermiştir.

Tabiatta, canlıların yaşayabilmeleri için mücadele etmek mecburiyetinde olduklarını hepimiz biliyoruz. Ama bu mücadele, bütünüyle tabiattaki zayıfları yok etme şeklinde görülmez.
Darwin’e karşı olan evrimcilere göre, madem ki tabiatta zayıflar elenmektedir; o halde bize göre çok güçsüz gibi görünen türlerin yaşaması nasıl izah edilebilir.

Tabiat içindeki en gelişmiş canlı olan insan, bakteriler için her türlü öldürücü ilacı (antibiyotik) kullanmasına rağmen, kendisinden çok daha zayıf durumdaki bu canlılarla mücadelede yenik düşmektedir.

Her canlı tabiatın belli bir alanında hayatını sürdürebilecek bir yapı ve özelliktedir. Ancak, “Darwin” in “doğal seçilim” hipotezi çağdaş evrimciler tarafından “belirli çevre şartlarına en uygun olan bireyler daha fazla yaşama ve döl verme şansına sahiptirler” şeklinde yumuşatılmıştır.


Şekil: Bir populasyonun İkiye Ayrılması Sonucu Farklı Türlerin Oluşumu

Ygs Lys Puan Hesaplama

Arkadaşlar size harika bi site veriyorum.:) puanlar 2010 ygs puanlarına göre hesaplanmıştır.2011 ygs netlerimle sorguladığımda 1-2 puan aşağı oynama olmuştur.
umarım hepinize faydalı olur
Site:Tıkla
Kolay Gelsin.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Tolstoy Gulaşı ve AB ve Türkiye

Avrupa Birliği’nin tepe isimlerinden birisiye konuşurken dedi ki: “Sarkozy ya da Merkel Türkleri sevmediği için böyle davranmıyor ki! Fransız ve Alman halkı Türkleri AB’de görmek istemediği için, liderler de seçmene şirin görünmeye çalışıyor.”

Doğru söz ne denir!

Prodi de aynı şeyi söylemişti.

Demek ki AB üyesi olabilmek için bizim, liderleri değil halkları ikna etmemiz gerekiyor.

Peki nasıl olacak bu?

İmaj sorununu aşarak.

Yani Avrupa’da lokanta açan Türkler kendilerine İtalyan adı vermedikleri, tam tersine İtalyanlar Türk adı altında işletme açtıkları zaman bu imaj sorunu aşılmış olacak.

***

İmaj denilen şey öyle bir meret ki, Avrupa’da bir lokantaya gidiyorsunuz, bakıyorsunuz ki listede “Tolstoy Gulaşı” diye bir yemek.

Kim uydurmuşsa Tolstoy’un kemiklerini sızlatmış. Çünkü gulaş (bazılarının Osmanlı ordusundaki kul aşından geldiğini söylediği) bildiğiniz salçalı et yemeği.

Tolstoy ise vejetaryendi. Et yiyenleri bağışlamazdı. Hatta birgün Yasnaya Polyana adlı çiftliğinde arkadaşlarını yemeğe davet etmiş. Biri dışında hepsi vejetaryen olan arkadaşlarının yemekleri gelmiş. Kendi yemeğinin gelmediğini gören o arkadaşı Tolstoy’a sormuş: “Benim yemeğim nerde?”

“İşte orda” demiş Tolstoy, masanın ayağına bağlı canlı bir tavuğu göstermiş. “Al ye!”

Şimdi böyle bir adamın adı salçalı et yemeğine niçin verilir?

İmaj meselesi yüzünden elbette.

Çünkü o listede “Tolstoy Gulaşı” adını görenlerin zihninde Rus stepleri, Savaş ve Barış’ın aşk sahneleri, Nataşa, Prens Andrey falan canlanacak. Böylece sıradan bir et yemeği romantize edilecek.

O yemeğe “Auschwitz Toplama Kampı Gulaşı” ya da “İdi Amin Gulaşı” deseler, bir iki sapık dışında kimsenin yemeyeceğini bildikleri için böyle bir imaj parlatma yoluna gitmişler.

***

Bir örnek daha:

Ferrari kelimesi aklınıza ne getiriyor: Siyah, kırmızı lüks araba, yüksek sosyete, şampanya, zenginlik, güzel kadınlar falan değil mi!

Oysa Ferrari bir soyadı ve demirci anlamına geliyor.

Bu arabayı yapan ustanın adı Enzo Ferrari. Yani tercümesi Remzi Demirci gibi birşey.

Peki niye Remzi Demirci dediğinizde hiçbir heyecan uyandırmıyor da Enzo Ferrari dediğinizde el ayak kesiliyor.

Yine imaj sorunu.

***

Buraya kadar yazdıklarıma bakıp da aman yanlış anlamayın. Herşey imaja bağlıdır demiyorum.

Tolstoy imajının arkasında dev gibi romanlar, Ferrari isminin ardında da dünyanın en iyi otomobillerinden birini yaratmış olmak var.

Yani Türkiye imajını değiştirecekse bu değişime önce kendisinden başlayacak.

Gerçekten örnek alınacak, imrenilecek, saygı duyulacak bir medeniyete kavuşacak, töre cinayetlerinde kızlarını diri diri gömmeyecek, kadınlarını inim inim inletmeyecek, maçlarda adam doğramayacak, yazarını şairini gazetecisini hapsetmeyecek, insanları aç yatmayacak, büyük şehirlerdeki görgüsüz tüketimi gelişmişlik diye yutturmaya kalkmayacak, faili meçhul cinayet işleyenlerle hesaplaşmayı becerecek, imaj da arkasından gelecek.

27 Mayıs Zaman Kpss Denemesi Cevap Anahtarı

27 Mayıs Zaman Kpss Denemesi Cevap Anahtarı yayınlandığı tarihten itibaren sitemizdedir.

Performans Ödevleri

Performans Ödevleri ilköğretim 1. Performans Ödevleri
ilköğretim 2. Performans Ödevleri Hayat bilgisi,Matematik,Sosyal Bilgiler Türkçe ara
ilköğretim 3. Performans Ödevleri Hayat bilgisi,Matematik,Sosyal Bilgiler Türkçe ara
ilköğretim 4. Performans Ödevleri Hayat bilgisi,Matematik,Sosyal Bilgiler Türkçe ara
ilköğretim 5.Performans Ödevleri Hayat bilgisi,Matematik,Sosyal Bilgiler   Türkçe ara
ilköğretim 6.Performans Ödevleri Fen Bilgisi,Matematik Türkçe,Sosyal Bilgiler ara
ilköğretim 7.Performans Ödevleri Fen Bilgisi,Matematik Türkçe,Sosyal Bilgiler ara
ilköğretim 8.Performans Ödevleri Fen Bilgisi,Matematik Türkçe,Sosyal Bilgiler ara

Fem LYS-2 (Edebiyat -- Fen Bilimleri) CEVAP ANAHTARI


teşekkürü unutmayın

Fotosentez

FOTOSENTEZ

Yeşil bitkilerin havadan aldıkları CO2 yi topraktan aldıkları su ile birleştirip glikoz yapmaları ve oksijen vermeleri olayına fotosentez denir. Olay sadece klorofilli hücrelerde ve ışıklı ortamlarda gerçekleşir.

Sözcükte Anlam

A. Anlam Bakımından Sözcükler
1. Gerçek Anlam (Temel Anlam)
2. Yan Anlam
3. Mecaz Anlam
4. Deyim Anlam
5. Terim Anlam
6. Argo Anlam
7. Soyut Anlam
8. Somut Anlam
9. Genel ve Özel Anlam
B. Sözcükler Arasındaki Anlam İlişkileri
1. Eş Anlamlı Sözcükler
2. Yakın Anlamlı Sözcükler
3. Zıt Anlamlı Sözcükler
4. Eş Sesli Sözcükler
5. İkilemeler
6. Yansımalar
7. Atasözleri
8. Dolaylama
9. Anlam Genişlemesi
10. Anlam Daralması
11. Anlam İyileşmesi
12. Anlam Kötülemesi
13. Güzel Adlandırma

SÖZCÜK (KELİME)
Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime denir. Kelime, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Kelimelerin belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesiyle anlaşma sağlanır.

SÖZCÜKTE ANLAM

Kelimeler de dil gibi canlı varlıklardır. Sahip oldukları anlamların dışında zamanla yeni anlamlar kazanabildikleri gibi bir anlamda birkaç kelime de kullanılabilir. Bu özellikler hem kelimenin kendisine ait olabilir, hem de diğer kelimelerle olan anlam ilişkisini gösterebilir. Burada kelimelerin anlam özelliklerinin yanı sıra kelimeler arasındaki anlam ilişkileri de karşımıza çıkmaktadır. Kelimeler tek başlarına anlamlı olabildikleri gibi cümlede veya söz içinde kullanılışlarına göre yeni anlamlar da kazanabilirler, aralarında anlamdaşlık sesteşlik gibi ilişkiler de barındırabilirler.

Anlam bakımından kelimeler ve kelimeler arasındaki anlam ilişkileri şunlardır:

A. ANLAM BAKIMINDAN SÖZCÜKLER

Kelimelerin taşıdıkları anlamları maddeler hâlinde sıralayalım.

1. GERÇEK ANLAM (TEMEL ANLAM)

Kelimelerin taşıdıkları ilk ve genel anlama gerçek anlam denir. Kelimelerin sözlükteki ilk anlamıdır. Kelimenin gerçek anlamı, herkesçe bilinen yaygın anlamıdır. Buna “temel anlam” da denir.

Meselâ, “ağız” dendiğinde akla ilk gelen, organ adıdır. “göz” kelimesi de öyle.

Soğuktan su boruları patlamış.

Ayağında eski bir spor ayakkabı var.

Biraz sonra toprak bir yola girdik.

Kanadı kırık bir martı gördüm.

Soğuk sudan boğazı şişmişti.

Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım.

Dün gece erken yattım.

Sıcak çorbayı içince rahatladım.

Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı.

Ahmet’in burnu iyi koku alır.

Ağzında yaralar oluşmuştu.

Elini hırsla masaya vurdu.

İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi.

Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı.

2. YAN ANLAM

Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır.

Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir.

Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır.

Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. (arka taraf)

Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış.

Uçağın kanadı havada parçalanmış.

Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor.

Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum.

Köprünün ayağına bomba koymuşlar.

Şişeyi boğazına kadar doldurdu.

Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim.

Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı.

Yokuşun başına kadar koştuk.

Somutlaşma ve soyutlaşma: Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır.

Yakıştırmaca: Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb

3. MECAZ ANLAM

Bir sözcüğün gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir. Başka bir deyişle bir kelimenin, gerçek anlamı dışında, başka bir kelimenin yerine kullanılması sonucu ortaya çıkan anlamdır. Bu kullanımda anlatımı renklendirmek ve kuvvetlendirmek esastır. Mecaz anlamda iki kelime bir yönüyle benzerlik ilgisi kurularak birbirine benzetilmiştir.

Bu konuyu bir daha açmayacağım.

İşsizlik sorunu hükümeti terletecek.

Derdim çoktur, hangisine yanayım.

Doktora boş gözlerle bakıyordu.

Bu şarkıya bayılıyorum.

Tatlı sözlerle babasının gönlünü aldı.

Yakında savaş patlayacak.

Hepimiz onun hafif biri olduğunu biliyorduk.

İnce işlere aklım pek ermiyor.

Kitapları taşırken kolum koptu.

İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.

Bu söze gençlerden biri ince bir karşılık verdi.

Onun pişkinliğine bir anlam veremedik.

Cesaretinin kırılmasına sen sebep oldun.

Mecaz anlamlar, benzetme ve ilgi yollarıyla yapılır. Benzetme yoluyla yapılanlardan biri istiaredir. İstiare açık ve kapalı olmak üzere ikiye ayrılır. Edebiyat dersinde söz sanatları arasında incelenir. Eğretileme ve deyim aktarması da denir.

“Kurban olam, kurban olam

Beşikte yatan kuzuya“                       (açık istiare)

“Tekerlekler yollara bir şeyle anlatıyor.”   (kapalı istiare)

İlgi yoluyla yapılanlara ad aktarması denir. Ad aktarmasında benzetme amacı olmaz. İç-dış, parça-bütün, neden-sonuç, sanatçı-yapıt, yer-insan, yer-olay gibi ilgiler vardır. Aşağıdaki cümleler ad aktarmasına örnektir. (ad aktarması ayrıca mecaz-ı mürsel adıyla söz sanatlarında da işlenir.)

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl

Saçını kestir demedim mi?

Bereket yağıyor; çiftçinin yüzü gülecek.

Ayağını çıkarmadan girebilirsin.

Bu olaylara Ankara sessiz kalıyor.

Orhan Veli’yi okur musun?

4. DEYİM ANLAM

Deyim, en az iki kelimenin kalıplaşarak yeni bir anlam kazanmasıyla oluşan mecazlı sözlerdir. Kelimelerden biri veya her ikisi anlam kaybına uğrar.

Bu sözlerle gönlümü almış mı oldun?

Kendi düşüncelerinde ayak diriyordu.

Korktuğu başına gelmiş, arabası bozulmuştu.

Her gördüğüne dudak büküyordu.

Senin yaptığın pire için yorgan yakmak.

İki genç adam boğaz boğaza geldi.

Olur olmaz konularla baş ağrıtmayı seversin.

Bu şekilde anlatırsanız aklı yatar.

Sonunda korktuğumuza uğradık, çocuk kayboldu.

Matematiği aklım almıyor.

Çocuk ağzı açık beni dinliyordu.

Öğrenciler, beni can kulağı ile dinliyordu.

Hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.

Bizimkinin iyice çenesi düştü.

Göze girmek için her şeyi yapıyor.

İşin ağırlığın gözümüzü korkutmuştu.

Bu soruya kafa yormanı istemiştim.

Çocuk eli uzun biri, cüzdanımı almış.

Burası çok ayak altı, şurada duralım.

Deyimlerin özellikleri:

a) Deyimler kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez, herhangi biri atılamaz, yerlerine başka kelimeler konulamaz.

Meselâ “yüzün ak olsun” yerine “yüzün beyaz olsun” denilemez,

“ocağına incir ağacı dikmek” yerine “ocağına çam ağacı dikmek” denilemez,

“ayıkla pirincin taşını” yerine “ayıkla bulgurun taşını” denilemez,

“dilinin altındaki baklayı çıkar” yerine “dilinin altındaki şekeri çıkar” denilemez,

“tüyleri diken diken ol-” yerine “kılları diken diken ol-” denemez.

Ama istisnalar yok değildir: “baş başa vermek” ve “kafa kafaya vermek” gibi.

Araya başka kelimeler girebilir:

“Başını derde sokmak” Başını son günlerde hep derde soktu.

b) Deyimler kısa ve özlü anlatımlardır. Az sözle çok şey anlatırlar: “Çam sakızı çoban armağanı”, “dili çözül-”, “dilinde tüy bit-”, “dilini yut-”

c) Deyimler en az iki sözcükten oluşurlar. Bu özellik deyimi mecazdan ayırır.

  • 1. Ya kelime öbeği ve mastar şeklinde olurlar:

ağzı açık,                              kulağı delik,

eli uzun,                                kaşla göz arasında,

bulanık suda balık avla-,       dikiş tutturama-,

can kulağı ile dinle-,              köprüleri at-,

pire için yorgan yak-,            pişmiş aşa su kat-,

kafayı ye-,                            aklı alma-,

akıntıya kürek çek-,              ağzı kulaklarına var-,

bel bağla-,                            çenesi düş-,

göze gir-,                              dara düş-,

  • 2. Ya da cümle şeklinde olurlar ki bunların bir kısmı gerçek olaylara yada öykücüklere dayanır.

Yorgan gitti, kavga bitti.

Dostlar alışverişte görsün,

Çoğu gitti azı kaldı,

Allah bana ben de sana,

Atı alan Üsküdar’ı geçti,

Tut kelin perçeminden,

Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı,

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen alın.

Ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?,

Ne şiş yansın ne kebap,

Fol yok yumurta yok ..

d) Deyimler özel anlamlı sözlerdir. Deyimler genel yargı bildirmezler. Deyimler bir kavramı belirtmek için bulunmuş sözlerdir. Öğütte bulunmazlar. Atasözleri ise genel anlamlı sözlerdir. Ders vermek, öğütte bulunmak için ortaya konulmuşlardır. Deyimle atasözünü ayıran en önemli nitelik budur. Meselâ: “İşleyen demir ışıldar” atasözüdür. Çalışmanın önemini anlatmaktadır. Bu yargı dünyanın her yerindeki insan için geçerlidir.

e) Deyimlerin çoğunda kelimeler gerçek anlamından çıkarak mecaz anlam kazanmışlardır. Çantada keklik, ağzı açık, kulağı delik, abayı yakmak, devede kulak, hapı yutmak, fol yok yumurta yok, hem nalına hem mıhına, ne şiş yansın ne kebap, ben diyorum hadımım, o soruyor kaç çocuğun var?

Bazı deyimler ise anlamlarından çıkmamışlardır: Çoğu gitti azı kaldı, ismi var cismi yok, adet yerini bulsun, Allah bana ben de sana, yükte hafif pahada ağır, özrü kabahatinden büyük, dosta düşmana karşı, iyi gün dostu, canı sağ olsun ..

f) Deyimler cümlenin öğesi olabilir, cümlede başka görevler de alabilir:

Üzüntüsünden ağzını bıçak açmıyordu. (Yüklem)

Damarıma basmadan konuşamaz mısın? (Zarf tümleci)

Aslan payı ona düştü. (Özne, isim tamlaması)

O, dik kafalı biridir. (sıfat tamlaması, sıfat)

g) Kafiyeli deyimler de vardır:

Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı

5. TERİM ANLAM

Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.

Örnek: “Ekvator” kelimesi tek bir anlama gelir ve tek bir nesneyi karşılar.

Örnek: kök, mısra, muson.

“yüklem, özne, kök, zarf”, dil bilgisi terimleri; “üçgen, daire, çap”, kelimeleri de geometri terimleridir.

Terimler halkın söz varlığında yer almaz, ama halk ağzında kullanılıp da sonradan terim özelliği kazanmış kelimeler vardır.

Örnek: “Budala” kelimesi halkın söz varlığında aptal, anlayışsız, sersem anlamlarıyla kullanılır, fakat bu kelime psikolojide belli bir zeka seviyesine sahip anlamında kullanıldığında terimdir.

Terimler, genellikle gerçek anlamıyla kullanılan sözlerdir. Terimlerin, mecaz anlamı, yan anlamı, deyim anlamı yoktur.

Boğaz’ı geçip Karadeniz’e ulaştık.

Ayağı olmayan göllerde tuz oranı yüksek olur.

Ağacın kökleri çok derinde.

Üçgenin iç açıları toplamı 180′dir.

6. ARGO ANLAM 

Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir.

Argo, dil içinde bir dil gibidir.

Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır.

Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir.

Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır.

Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir.

Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir.

“Canına yandığımın dünyası” gibi.

abdestini vermek: azarlamak

aklına tükürmek: birinin düşüncesini beğenmemek

röntgenci: kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek

piliç gibi: güzel ve sevimli kız

mektep çocuğu: acemi, toy

zokayı yutmak: aldatılıp zarara sokulmak

yutmak: iyice eksiksiz olarak öğrenmek

arakçı: hırsız

bal kabağı: aptal, beyinsiz

torpil, moruk, çakmak (sınıfta kalmak), asılmak…

7. SOYUT ANLAM

Beş duyu organından biriyle algılanamayan, maddesi olmayan, varlıkları inançla ve his ile bilinen kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere soyut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de soyut anlam denir.

Hayal, rüya, düşünce, menfaat, sevgi, korku, güzellik…

8. SOMUT ANLAM

Beş duyu organında biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir; bu kelimelerin gösterdiği anlam özelliklerine de somut anlam denir.

Ağaç, taş, ev, mavi, soğuk, su, masa, yol, yürümek, koşmak…

Soyut anlamlı kelimeler mecazlı kullanılarak somuta aktarılabilir.

“Yazınızda kuru bir anlatım görüyorum.”

“Adam yıldızlara basa basa yürüyordu.”

9. GENEL VE ÖZEL ANLAM

Genel anlamlı kelimeler birden fazla kelimeyi bünyesinde bulunduran, birden çok türü kapsayan kelimelerdir. Özel anlamlı kelimeler ise daha dar bir anlamı, kesin ve net olarak anlatır. Anlam özelleştikçe kesinlik de artar.

Varlık-canlı-insan-Ahmet

Metin-paragraf-cümle-kelime-hece-harf

B. SÖZCÜKLER ARASINDAKİ ANLAM İLİŞKİLERİ

1. EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER

Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir.

kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç…

Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz: “kara bahtlı” kelime grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir.

Türkçe kelimeler arasında da eş anlamlılık olabilir:

deprem-yer sarsıntısı-zelzele,

kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen

2. YAKIN ANLAMLI SÖZCÜKLER

Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir.

göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek,

Kardeşim sana küsmüş.

Kardeşim sana kırılmış.

Kardeşim sana gücenmiş.

Kardeşim sana darılmış.

Birinci cümlede bir “kesinlik ve aşırılık” anlamı, ikinci cümlede bir “esneklik, hatta hoşgörü” anlamı, üçüncü cümlede “üzülmek” anlamı, dördüncü cümlede “gücenip görüşmez olmak” anlamı vardır.

Ben her sorunla başa çıkarım. (baş etmek)

Bu kadar yürekten çağırma beni. (candan)

Davranışları hiçbir zaman içtenlikli değildi. (yürekten, candan)

Yaptığı işi önemsemiyordu. (özen göstermiyordu.)

3. ZIT ANLAMLI SÖZCÜKLER

Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir.

Siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek,

Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz.

“sevinmek” karşıtı sevinmemek değil “üzülmek”tir.

Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir.

“doğru” kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede “eğri” olurken, diğerinde “yanlış” olabilir.

İki kelimenin (kökeni ne olursa olsun) anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek (temel) anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin ağır olmayan anlamındaki “hafif”le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek (temel) anlamda kullanılması gerekir.

4. EŞ SESLİ SÖZCÜKLER

Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır.

Gül: 1. çiçek, 2. gülmekten emir

Kır: 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz

Yazma: 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi

Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir:

Siyah anlamındaki “kara” ile “kar-a” (-a: yönelme hâl eki) gibi

“Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar

“Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar

Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya

Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya

“hala” ve “hâlâ”, “kar” ve “kâr”,  “adet” ve “âdet” kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır.

5. İKİLEMELER

Anlamı pekiştirip güçlendirmek ve çekici kılmak için aynı kelimenin, yakın anlamlı kelimelerin veya zıt anlamlı kelimelerin tekrarıyla oluşan kelime grubudur.

ev bark, çoluk çocuk, ufak tefek, doya doya …

Yapı Yönüyle İkilemeler:

a) Yakın Anlamlı: doğru dürüst, delik deşik, eş dost

b) Aynı Anlamlı: kılık kıyafet, ses seda, köşe bucak…

c) Karşıt Anlamlı: Aşağı yukarı, ileri geri, az çok, er geç ….

d) Aynı Kelimenin Tekrarı: duya duya, ağır ağır, yavaş yavaş …

e) Yansımaların Tekrarı: çat pat, kıs kıs, fısıl fısıl …

f) Sadece Biri Anlamlı: eğri buğrü, eski püskü

g) Yarı Anlamlı: eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur …

İkilemelerin arasına hiçbir noktalama işareti konulamaz.

6. YANSIMALAR

Tabiata, insana, insan dışındaki canlılara ve eşyaya ait seslerin taklit edilmesi sonucu ortaya çıkan kelime veya kelime gruplarıdır.

tık, tak, pat, çat, hışır hışır, miyav, hırr, hav, me, mee, mışıl mışıl, fıkır fıkır, şıkır şıkır…

Yansımalardan isim ve fiil türetilebilir.

“miyavlamak, çatırdamak, şıkırtı, meleşmek, şırıltı”

7. ATASÖZLERİ

Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

Kalıplaşmış sözlerdir, eşanlamlılarıyla dahi değiştirilemez.

Kısa ve özlü sözlerdir. Az sözle çok anlam ifade ederler

Tecrübelere ve gözlemlere dayanırlar, bazen âdet ve gelenekleri ifade ederler

Çoğu mecazlıdır.

Anonimdir ve edebî tür özelliği gösterir.

Genel bir yargı bildirir.

Öğüt verme amacı taşır.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır.

Aç koyma hırsız olur, çok söyleme yüzsüz olur, çok değme arsız olur.

Böyle gelmiş, böyle gider

Çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider.

Damlaya damlaya göl olur.

Dost kazan dost; düşman anadan da doğar.

Eden bulur.

Geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.

Göz görmeyince gönül katlanır.

Herkes kaşık yapar ama sapını yapamaz.

Her şey incelikten insan kabalıktan kırılır.

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.

Üzerine laf düşmedikçe konuşma.

Vakitsiz açılan gül çabuk solar.

8. DOLAYLAMA

Bir kelimeyle anlatılabilecek bir durumu birden fazla kelimeyle anlatmaya denir.

“yavru vatan”: Kıbrıs,

“büyük kurtarıcı”: Atatürk,
“ulu önder”:Atatürk

“derya kuzuları”: balık,

“file bekçisi”:kaleci

“Türkiye’nin kalbi”: Ankara

9. ANLAM GENİŞLEMESİ

(yan anlam)

10. ANLAM DARALMASI

] “oğul” kelimesinin önceleri kız ve erkek çocukları için kullanılırken şimdi artık sadece erkek çocukları için kullanılması gibi.

11. ANLAM İYİLEŞMESİ

] “kötü” anlamındaki yavuz kelimesinin artık “yiğit” anlamında kullanılması gibi.

12. ANLAM KÖTÜLENMESİ

] “canlı” anlamındaki canavar kelimesinin artık yırtıcı yaratık anlamında kullanılması gibi.

13. GÜZEL ADLANDIRMA

] “verem” kelimesinin dildeki korkunçluğunu azaltmak için “ince hastalık” ile karşılanması gibi.

]Yabanî hayvan adı olan “börü”nün atılıp yerine “kurt” kelimesinin kullanılması gibi.

Orta Asyadan Başlayan Kavimler Göçü

KAVİMLER GÖÇÜ ÖNCESİ HUNLARA GENEL BAKIŞ
Asya Hunları, M.S. II. yüzyıl başlarında birbirlerinden ayrılmış üç bölüm halindeydi. Balkaş Gölü havzasında Çi-çi hükümdarın iktidar zamanından artakalan Hun toplulukları bulunmaktaydı. Çungarya ve Barköl dolaylarında Kuzey Hunları, Kuzeybatı Çin sahasında ise Güney Hunları varlıklarını sürdürmekteydiler. Kuzey Hunlarından eski Hun başkenti bölgesinde kalanlar, 155 yılına doğru Moğol soyundan gelen Sienpiler tarafından batıya sürülerek neredeyse tümden yurtlarından çıkarıldılar. Güney Hunları ise kendi içlerindeki çatışmalar sonucunda ikiye ayrılmış ve topraklarının tümü, baskıları gittikçe artan Çinliler tarafından 220’ye doğru işgal edilmiştir. Bu olayların sonucunda Çin sahasındaki Hun siyasi hayatı tarihe karışmıştır.
Bu bölgelerdeki Hunlar, Çi-çi iktidarının sona ermesiyle birlikte etrafa dağılmış ve özellikle Aral Gölü’nün doğusundaki bozkırlara çekilerek, varlıklarını devam ettirmişlerdir. Oradaki diğer Türk boyları ve I. yüzyıldan II. yüzyılın ortalarına kadar Çin’den gelen Hun kitleleri ile çoğalan ve uzunca bir süre sakin bir yaş> sürdürerek güçleri artan bu Hunların özellikle iklimin değişmesi nedeniyle batıya yöneldikleri tahmin edilmektedir. Avrupa Hunlarını kuranların bunlar olduğu bilinmektedir.
AVRUPA’NIN DEĞİŞEN YÜZÜ : KAVİMLER GÖÇÜ
Hunlar, IV. yüzyılın ortalarında Alan ülkesini ele geçirdikten sonra Volga kıyılarında göründüler. O tarihlerde Karadeniz kuzeyindeki düzlükler, bir Germen kavmi olan Gotların hakimiyetindeydi. Don ve Dinyeper nehirleri arasında Ostrogotlar (Doğu Got’ları), onun batısında Vizigotlar (Batı Got’ları) bulunuyordu. Daha batıda Transilvanya ve Galiçya’da Gepideler, bugün Macaristan toprakları içinde yer alan Tisza ırmağı dolaylarında Vandallar vardı. Bu dört Germen kavmin dışında aynı bölgede İranlı ve Slav kitlelerin yanı sıra küçük Germen toplulukları da yaşıyordu. Hun başbuğu Balamir idaresinde, ilk saldırı Ostrogotlara yapıldı. Bu saldırı onları yıkmaya yetti (374). Ardından Ostrogot Kralı Ermanarik intihar etti ve yerine Hunlar tarafından Hunimund isimli bir kral atandı. Üstün bir askeri yeteneğe sahip Hun orduları saldırılarına devam ederek Dinyeper kıyılarında Vizigotlara büyük bir darbe indirdi. Vizigot Kralı Atanarik, kalabalık Vizigot kitleleriyle batıya doğru kaçtı (375). Böylece Hun askeri gücünün harekete geçirdiği ve batıya doğru çeşitli kavimlerin birbirlerini yerlerinden iterek (topraklarından çıkararak) Roma İmparatorluğu’nun kuzey eyaletlerini alt üst edip, İspanya’ya kadar uzanmak suretiyle Avrupa’nın etnik çehresini değiştirdiği tarihi “Kavimler Göçü” başlamış oldu.
Beklenmedik yerlerde görülen ani ve şiddetli Hun darbeleri Doğu Avrupa kavimleri arasına korku ve dehşet uyandırmıştır. Hatta Hunlar aleyhinde çoğu Lâtin ve Grek kaynaklarında kayıtlı, inanılmaz söylenti ve hikâyelerin çıktığı bilinmektedir.
Hunlar; Gotlardan, Alanlardan ve Germen Taifallardan oluşturdukları yardımcı kuvvetlerle takviyeli olarak ilk defa 378 baharında Tuna’yı geçtiler ve Romalılardan hiçbir karşılık görmeksizin, Trakya dolaylarına kadar ilerlediler. Bununla birlikte, Roma topraklarında görülen bu kuvvetlerin yalnızca keşif için gönderilen öncü birlikler olduğu, daha sonraki tarihlerde bugünkü Macaristan ovalarına kadar akınlar düzenlenmesinden anlaşılmaktadır. Hun saldırılarından kaçan, bugün Avusturya arazisindeki Markomanlar ile Kuardlar, Roma topraklarına geçmeye hazırlanırken, İran asıllı Sarmatlar Roma sınırlarını aşıyorlardı. Diğer yandan, daha önceden sınırları aşan ve Transilvanya’da duraklamış olan Vizigotlar ise Roma sınırlarını geçiyorlardı (381). Bu sıralarda Germen asıllı topluluklar ile İranlı Baştarnalar, Batı Macaristan’dan Alpler’e sarkarak İtalya sınırlarını tehdit etmeye başlamışlardı.
Hunlar, Roma İmparatoru I. Theodisius’un ölüm yılı olan 395’te iki cepheden harekete geçtiler. Hunların bir kısmı Balkanlardan Trakya’ya doğru ilerlerken daha büyük bir kısım, Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya yöneltilmişti. Basık ve Kursık adlı iki başbuğun yönetimindeki Anadolu akını, Hun Devleti’nin Don nehri civarında konuşlanmış olan doğu kanadı tarafından düzenlenmişti. Romalıları olduğu kadar Sasani İmparatorluğu’nu da telaşa düşüren bu akında Hun kuvvetleri, Erzurum bölgesinden itibaren Karasu ve Fırat vadilerini takip ederek Melitene (Malatya) ve Kilikia (Çukurova)’ya kadar ilerlediler. Bölgenin en korunaklı kaleleri olan Edessa (Urfa) ve Antakya’yı bir süre kuşattıktan sonra Suriye’ye inerek Tyros (Sûr)’u bir süre baskı altına aldılar ve oradan Kudüs’e yöneldiler.
Hunlar sonbahara doğru kuzeye doğru ilerleyerek Orta Anadolu’ya, Kappadokia – Galatia’ya (Kayseri – Ankara ve dolayları) ulaştılar. Oradan Azerbaycan – Bakû yolu ile kuzeydeki merkezlerine döndüler. Bu, Türklerin Anadolu’da tarihteki ilk görünüşleridir. 398’de küçük çapta pek çok kez tekrarlanan bu tür seferler karşısında Doğu Roma’nın genç imparatoru Arcadius hiçbir ciddi tedbir alamamıştır.
başlamış oldu. Hasding Vandalları, 401’de Batı Roma eyaletlerine girerken Hunlardan kaçan Vizigotlar da İtalya’da göründüler. Lombardia üzerinden Galya’ya uzanan Alarik’in idaresindeki Vizigot tehlikesi ünlü Romalı kumandan Stilikho tarafından güçlükle engellendi (402). Hun korkusu ile yerlerini terk etmiş Vandalları, Süevleri, Burgundları, Kuadları, Saksonları ve Alamanları kendi idaresinde birleştirmiş olan Radagais, bir yandan İtalya’yı tahrip ediyor, öte yandan Roma’yı yer yüzünden kaldıracağını iddia ediyordu. Romalıların son kurtuluş umudu olan Stilikho bile Pavia Savaşı’nda Radagais’e mağlup oluyor, Radagais’in ilerleyişi durdurulamıyordu. Bunun üzerine Roma İmparatorluğu, Hunlardan yardım istemek zorunda kaldı. Savaştığı bütün rakiplerini bozguna uğratan Radagais, Türkler karşısında yenilmekten kurtulamadı. Romalı kuvvetlerle takviye edilen bizzat Uldız’ın komutasındaki Hun ordusu, Radagais’i Büyük Faesule Savaşı’nda (Floransa yakınlarında) yendi. Savaşın sonucunda Uldız, Roma gibi büyük bir uygarlık merkezini yıkılmaktan kurtarmakla kalmıyor; aynı zamanda Hun gücünden bir kere daha ürken Vandal, Alan, Süev, Sarmat ve Kelt topluluklarını Ren Nehri’nin ötesine gitmeye zorluyordu. Böylelikle, batı yönündeki tüm engelleri kaldıran Hunlar, serbestçe hareket edebilecekleri bir alan yaratmış oldular.
Hunlar böylesine büyük askeri başarılara imza atarken durum Batı Roma İmparatorluğu için hiç de parlak değildi. Barbar kavimlerin akınları nedeniyle 402 yılında başkent, Roma’dan Ravenna şehrine taşınmıştı. Gittikçe siyasi gücünü yitiren imparatorluğun toprakları barbar kavimler tarafından işgal edilmeye başlandı. Daha önceki yıllarda atlatı> Vizigot tehlikesi yeniden hissedilmeye başladı. Vizigotlar, komutanları Alarik’in ölümünün ardından Güney Galya’ya yerleşerek burada bir krallık kurdular. Franklar uygun zamanı kollayarak Kuzey Galya’yı işgal ettiler (406). Burgundlar, Savoia’yı ele geçirdiler ve bu bölgeye yerleştiler (443). Vandallar, Galya ve İspanya’da büyük bir kıyım yaparak Afrika kıyılarına dek ilerlediler. 455 yılında Vandal kralı Geiserich, Roma şehrini yağmalamıştır. Bu gelişmelerin sonrasında yıkılmanın eşiğine gelen Batı Roma İmparatorluğu, aşiretlere ayrıldı. Tüm gücünü yitiren Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında yıkılmıştır.
Bir göç hareketi hakkında tam olarak bir bitiş tarihi söylemek yanlış olsa da Kavimler Göçü’nün sona eriş tarihi hakkında yapı> tahminlerden en akla yatkını Batı Roma İmparatorluğu’nun resmi yıkılış tarihi olan 476 yılıdır. Çünkü; Kavimler Göçü’nün altında yatan nedenlerden biri de göç hareketi öncesinde tek bir imparatorluk halinde bulunan Roma İmparatorluğu ile barbar kavimler arasındaki ekonomik uçurumdur. Güçlü ve zengin Roma İmparatorluğu, göçten önceki dönemlerde de yoksul ve gaddar olan barbar kavimlerin ilgisini çekiyordu. Hun saldırıları karşısında direnemeyeceğini anlayan bu barbar kavimler, Roma İmparatorluğu’na saldırmayı son çare olarak gördüler. Bu topluluklar göç hareketlerinin yaşandığı, yaklaşık yüz yıllık süreç içinde bazen yendiler, bazen yenildiler, bazen köle olarak bazen de asker olarak Romalılar tarafından kullanıldılar. Bu akınlar, barbar kavimlerin nihai amacı olan Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışıyla son buldu (476).
KAVİMLER GÖÇÜ’ NÜN SONUÇLARI
375 yılında Hunların bazı barbar kavimleri batıya sürmesiyle başlayan ve yaklaşık bir yüzyıl kadar devam eden Kavimler Göçü, Avrupa tarihini derinden etkilemiştir. Bu göçün Avrupa’ya siyasi, dini ve etnik sonuçları olmuştur. Kavimler Göçü’nün sonuçları şu şekilde sıralanabilir:
• Hun saldırılarından korkarak kaçan barbar kavimler Roma’da karışıklıkların ve iç isyanların çıkmasına yol açtı. İmparatorluk Theodosius’un ölümü üzerine oğulları Arcadius ve Honorius tarafından paylaşıldı. Böylelikle, bin yılı aşkın köklü bir geçmişe sahip olan Roma İmparatorluğu , batısını Honorius, doğusunu Arcadius yönetecek şekilde ikiye ayrıldı (375).
• Kavimler Göçü’ne yol açan Hunlar, Orta Avrupa’da bugünkü Macaristan topraklarını merkez alan Avrupa Hun Devleti’ni kurdular.
• Hunların batıya sürdüğü kavimler, Roma’yı talan etmek suretiyle ülkede büyük tahribata yol açtılar. V. yüzyılın ikinci yarısından sonra Batı Roma İmparatorluğu büyük güç yitirerek aşiret krallıklarına bölündü. 476 yılında son kral Romulus Augustulus, Odoaker adlı bir aşiret reisi tarafından tahttan indirildi. Tahta oturan Odoaker’in, Roma imparatorluk simgelerini yanlısı olduğu İstanbul imparatoru Zenon’a göndermesiyle Batı Roma İmparatorluğu resmen sona erdi (476).
• Avrupa’da uzun yıllar hüküm süren Roma İmparatorluğu’nun bölünmesi ve daha sonra batı kanadının yıkılması, Avrupa’daki siyasi dengelerin bozulmasına neden olmuştur. Kavimler Göçü sonucunda Avrupa’ya gelen kavimler (Franklar, Vizigotlar, Burgundlar vb.) Ortaçağ Avrupası’na damgasını vuran, “barbar krallıklar” olarak nitelendirilen küçük krallıklar kurdular.
• Avrupa’daki otorite boşluğundan yararlanan kilise ve Papalık, tüm Ortaçağ boyunca siyasal gücü elinde tutmuştur.
• Avrupa’daki merkezi krallıkların zayıflaması derebeylik (feodalite) rejiminin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Feodalitenin oluşmasında göç ve istilanın önünden kaçanların kendilerine sığınacak bir yer aramaları, bunun sonucu olarak da asillerin topraklarına ve şatolarına yerleşmeleri etkili olmuştur. Bu durum aynı zamanda süzeren (himaye eden) ve vassal (himaye edilen) ilişkisini doğurmuştur.
• Avrupa yaklaşık 100 yıl süren bir karışıklık ortamı yaş>ıştır.
• Avrupa’nın bugünkü etnik oluşumu, Hunların başlattığı Kavimler Göçü sonunda şekillenmiştir. Bir Germen kavmi olan Franklar, Kavimler Göçü sonunda Galya’ya yerleşmişler ve burada ilk devletlerini kurmuşlardır (5. yüzyıl). Yine Kavimler Göçü sebebiyle Britanya adalarına göç eden Angllar ve Saksonlar, bugünkü İngiltere’nin temelini atmışlardır. Bunların kaynaşmasıyla Anglo-Sakson deyimi ortaya çıkmıştır. Kavimler Göçü, Vandalların, Vizigotların, Süevlerin ve Alanların İber Yarımadası’na yerleşmesi ve buradaki yerli halkı içlerinde eriterek bugünkü İspanyolların meydana gelmesi sonucunu doğurmuştur. Germen kavimlerinin (Saksonlar, Franklar, Burgundlar, Gepideler, Gotlar, Skirler, Vandallar vb.) Avrupa’ya yayılarak yeni milletlerin oluşmasına yol açtıkları görülmektedir. Anayurtlarında kalan Germenler, daha sonra Alaman kabilesinin çevresinde yoğunlaşarak, yaşadıkları toprakların Almanya adını almasını sağlamışlardır.
• Katolik kilisesi, misyonerler aracılığıyla, Batı Roma İmparatorluğu toprakları üzerinde kurulan krallıkları hıristiyanlaştırarak dinlerini yayma fırsatı buldu.
• Kavimler göçü tarihçiler tarafından İlk Çağ’ın sonu Orta Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
• Hunların gelmesiyle Avrupa’da atlı birlikler önem kazanmış, süvarilerin

silâh ve kıyafetlerinde Hunlardan esinlenilmiştir. Belki de Orta Çağ Avrupası’nın şövalye tipi, Hun Alplerine öykünülerek oluşturulmuştur.
kolay gelsin